Oku, peki ama nasıl?


Dil varlığın meskeni ise okumak o meskene giden yoldur. Kelime ve anlamla döşenen bu yolda dile, dille varlığa, varlığın sonundaysa varoluşun özleri olan hakikatlere çıkarız. Dilin ya da kozmetik iletişimin önemi ne ise okumanın da bu dilsel ağa muhatap kişi için önemi odur. Başka ifadeyle, nesnel dile ancak öznel okumayla muhataplık sağlarız. Bir bakıma okumamak hem sessel evrene sağırlık, hem simgesel evrene dilsizliktir.
 
Yine bir keşif çalışmasıdır okumak. Sözcüklerin göstergeleriyle duyguları, onlar aracılığıyla insanları, onlar aracılığıyla baş aktör oldukları kâinatı keşfetmektir. Kâinatın keşfi beraberinde insanın kendi iç çözümlemelerini de getirir. Diğerini algıladıkça kendini, kendini algıladıkça diğerini anlamlandırır insan. Okudukça bu dünyanın/ bize sunulanın dışına çıkarız. Okumayan kendine sunulana mahkûm olduğu gibi, o sunulanın da ne olduğunu farkedemez.
 
Okumak geçmişten geleceğe insanlığın ortak tecrübe mirasıdır ve ancak okuyan kişi bu mirastan hissedar olabilir. Bu yönüyle okumak hem insanın insanlararası duygu ve düşünce paylaşımına açık olması hem dil ve gerçek/ suret ve batın/ mana ve mazmun ilintisine nüfuz sağlamasıdır. Okuyan bugünü dünden görür, dünü bugünden değerlendirir ve yarına bunların ışığıyla yaklaşır.
 
Okumanın bu kişisel ve sonuçta toplumsal kazanımları dışında eğitsel faydası da vardır şüphesiz. Okumak insanı amiyane tabirle yontar. Ona doğru bildiklerinin yeniden sağlamasını yapma ve yanlış saydıklarını tekrardan tarafsız düşünme olanağı verir. Okumayan birey dünyayı içinde bulunduğu kavanozdan ibaret sayar. Bir şeyi savunurken çığırtkan, reddederken kördür. Peki, neyi okumalı? Buraya kadar okumanın nedeni üzerinde duruldu.
 
Şimdi neyi okumak gerektiğini düşünelim. Baştan belirtmek gerek ki, bir kitabı anlamak o kitabın ait olduğu konunun temel kavramlarına aşina olmakla mümkün olur. Bu aynı zamanda her kitabın bir diğeri için basamak teşkil etmesi demektir. Dolayısıyla her kitap ya da her konu kendisinin anlaşılmasına zemin oluşturacak alt bir kitabın ya da konunun anlaşılmasını gerekli kılar.
 
Burada okurun bilmesi gereken birinci nokta, kitapların yola belli işaret taşları koyduğu, onların arasını doldurmanın kendisine, okura düştüğüdür. Yani bir eserin faydalı oluşu yazarın donanımıyla alakalı olduğu kadar, okurun alt yapısıyla da ilintilidir. İkinci nokta ise, anlamanın ve yorumlamanın ya da sindirmenin farklı olduğudur. Bir paragrafı veya görüşü anlamak eğer sindirimsiz ise bütünlüksüz kalır ve kısa zamanda hatırdan silinir. Ancak sindirilmiş bilgi yorumlanır ve diğer aynı özellikteki bilgilerle bütünlüğe ulaşabilir. Bu bütünlük, başka ifadeyle sentez hali sahibini zıt gözüken görüşler arasında uzlaşı sağlayabilmeye ve tıkanık noktalarda orijinal çıkışlar yapabilmeye yetkin kılar.
 
Bir bilginin sindirilebilmesinin nasıl olacağı ise “nasıl okumalı?” sorusunun cevabında yatar. Etkin okumada konuşan sadece yazar değildir. Okur yazarın dediğini kendi cümleleriyle ifade ederek ve not alarak etkinliğe katılır. Bu her şeyden önce inatçı bir okur türüdür. Satırlar arasına gizlenmiş ana fikrin ve temelde yazarın ne demek istediğinin izini sürer. Bilemeyeceği kelimeler için sözlük ve aklına gelecek çağrışımlar için not defteri mutlaka yanında bulundurur. Ve sindirmenin uzun soluklu bir çaba olduğunu bildiği için bir konuyu tek yazardan, tek kitaptan değil, bir kaç farklı bakış açısından okumaya tabi tutar.
 
Bir bilgiyi ne kadar sindirmiş olduğumuz onunla daha ne kadar bilgi elde ettiğimize bağlı. Dendiği gibi, ilim tabiatında tek nokta çünkü. Bir yorumdan ibaret olan tüm bilgiler birbirleriyle bağlantı içindedirler. Ne denli çeşitli alanda okuma yapılırsa o denli farklı yerden o tek noktaya bakma şansı oluşur ve başkasına sır olan gerçek doğal olarak bu tür okuma yapana aşikâr olur.
 
Aslında okumak bir yoksunluğun giderilmesi ya da hastalığın deva umudu olduğuna göre, insan okuma karşısında açlığını bastırmaya çalışan biri gibidir. Yani neyi, neden ve nasıl okuması gerektiğini ancak ve yine okumanın ve okumalar çerçevesinde bağ oluşturduğu şahsiyetlerin kılavuzluğunda anlayabilecektir. Bu nedenle öğütleri, öngörüleri bir kenara bırakıp yola çıkmak gerek; okumak gerek.
 
  
261 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın