Dalış denemeleri


Ekim 2009

I.

Arka odada mum ışığında yazıyorum. Bilgisayarı kapadım. Martıları duydum. Biri dışarıda odun kırıyor olmalı. Gün ağıyor. Yapraklar sessizce kımıldanıyordur şimdi.

II.
Artık pek olmuyor. Genelde şafak sökümü ya da akşam namazı öncesi. Deftere bir şeyler karalardım… Gözlerimi dikip karşı binalara hoşgeldiniz dalıp dalıp gitmelerim. Bu gece benim için hangi acı var?

III.
Zaman bana sahip olduklarıma eksik de olsalar daha çok sahip çıkmayı getirdi. Şimdi neye inandığımın çok fazla önemli olmadığını duyumsuyorum. Ona ne kadar sadık olduğum önemli. Sanki gerçek, inandığına seni bağlayan saf arayışta. Çıplak dürüstlük! Yeniden başlama imkanım olsaydı daha burnumun dikine giderdim. Başkasını suçlamamayı bellerdim.

IV.
Hayatımın geçtiği tüm yerlere yeniden gideceğim bir gün. Yalova Kaplıcalar, Bayrampaşa’da süs mumları imalathanesi, Pakistan Peşaver’deki aylarım, Daru’l ulum hakkaniye, Van İl Jandarma Komutanlığı, Tevki Cafer Mahallesi Kur’an Kursu, Tekirdağ’da soğuk geceyi geçirdiğimiz balıkçı kahvesi, boş park bankları, kapalı banka atemeleri, Şarköy Cezaevi; yerler, yüzler, anlar…

V.
Deftere yazmak ne güzel… Elektrik kesintisi yok, kaydet mecburiyeti yok, fan sesi yok.

VI.
Aşkı kesinlikle öğrenmemeliydik. Bugünkü şekliyle romanların, filmlerin benimsettiği bir şey. Sonradan uygarlığa ek. Aşk nedir bilmemeliydik. Verdiği haz bir yana insanı doğallıktan çıkarıyor. Gizli sözler veriyorsun ve onlara riayet mecburiyeti seni kasıyor. Aşık olduğumuzda karşı tarafa davranışlarımızı belirleyen/yönlendiren uzun bir liste elimize tutuşturuluyor.

VII.
Toplumda neden ikili karşıtlıklar var? Çünkü dil böyle.

VIII.
Bu hep böyle oluyor. Yazmadan önce kurgu senin denetimindeyken yazım sırasında sen yazının denetimine giriyorsun. Sonra ortaya bambaşka metin çıkıyor. Nizar Kebbani’ydi sanırsam: Dil anlamın çok gerisinde. Utanmalıyız şiirlerimizden.

IX.
Bir yer aramamalı. Bilinemez ki! Biraz orada, biraz buradayım. Kim olduğumu sormamalıyım. Biraz o, biraz buyum. Bilinemez ki! Gitgide haberin olmaz, üşenirsin, el atasın gelmez. En başta kendine. Yüzümde bir aya yakın sakal kıran var. Bir şey yapasım gelmiyor.

X.
Her yerden farklı görünür. Fakirlikten, yakın arkadaşa güzel bir yemek ısmarlayamayıştan, eski camide feyizle kılınan namaz akabi edilen duadan, önemli buluşmaya geç kalmışken gıdım gıdım ilerleyen trafikten, çok sevdiğin birinin vefatı ertesi kabrini ilk ziyaretten, izdiham yaşanan kapı girişinde tanımadığın birinin tebessüm ederek eliyle sana yol vermesinden; bir avuç içinin avuç içinde bıraktığı terden, refakatçi olduğun hastane servisinde az ötedeki yataktan gelen inleyişten, boş arsa önünden geçerken aniden karşına çıkan köpeğin havlamasından… Her şey her yerden farklı görünür.

XI.
Bireysel alanlar çoğaldıkça toplumsal güvensizlik arttı. Yani bir genç, odasında msn muhabbeti yaparken anne babasının içeriye girme ihtimali düştükçe, yolda yabancı birine adres sorma ihtimalim düşüyor.
  
323 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın