Modern dünyada yaşama sanatı


Bir:
 Komik geliyor modern dünya lafı. Sanki 847 yıldır yaşıyoruz da bu evreye bakıp “bu daha öncekilere hiç benzemiyor, modern bu” dedik. Her devir bir öncekini geride bırakıp belli değişimleri dayatması açısından modernlik içerir. Dahası bunu belirleyen kim? Geçmişi bize yorumlayan da bugünü biçimlendiren de aynı Frenk güruh değil mi? Sonra yalnızca bu ve bir çağ kesitinde yaşayacak birey olarak modern bir çağda yaşıyor olman neyi değiştirir ki! Her devirde gelenekler ve gelişmeler çatışır. Ta milat öncesi yazıtlardan biliyoruz yaşlıların gençleri ve yeni dönemi kötü, bozulmuş falan bulduklarını. Yok böyle bir şey. Yutarsan peşi gelir. “Madem modern ve farklı bir dünya, o halde yeni yaşam standartları üreteyim” dersin sonra. Yani dayatma bir terkip. Bizi enterese etmiyor. Bir de “biz” tam olarak hangilerimiz oluyoruz değil mi? Girmeyelim. Uzuyor, üzülüyorum. Son cümleyi üç defa değiştirdim.


İki: Mum yak, mum. Valla. Faturalar da kabarık geliyor zati. Müdhiş zihin açıcı ve dikkat terkiz edici. Bir kere sentetik ışıkta meşgul olduğun şeylerin dışındaki detayları da fark eylediğinden duyusal-düşünsel enerji pek inkıtaa uğruyor. Antagonistik ve rafine bir edim hem de. Tüm bu sunturlu kozmosa okkalı bir şamar gibi, dinelip müsekkin batınî seyre dalmak gibi. Hep gibi, hiç aynı değil. Dokunma dokunma değil, gibi. Her şey simüle edilmiş gerçekliğin yanısısı çünki. “O” dediğimiz, “o”nun temel niteler bütününden çok, “o”nu temsil eden matematiğin içindeki buhar. Samandıra’da Erzurum Çağ Kebabı açılmış. Rezervasyon için şimdi arayın.

Yedi: Kalın kesilmiş kalastır mîrim, estetize edilemez ki! Sık ağaçlı, loş ormandır yaşam. Güzel-çirkin, steril-necis, kaymak-posa ayıran ne? Modifiye edilemez ki. Farklı şekillerde aynı hatalar... Gir içine bak ve tanımsız dön; kırgın güleç, yorgun acemi… Yerini koru; ama yersiz olduğunu bil. Öğren ve unut. Güven ve sonuca bakma. Bir delil yok, hazır paket yok. Hissediyorsan insanîdir de, emin ol. Olasılık varsa olur. Dıştan arındıkça içe nüfuz sağlarız. Ben hayatın dışında, ötekiler içindedir. Her insan kendi olarak hayatın dışında, öteki olarak hayatın içindedir ya da tam tersi. Baş da son da bir. Öğrendikçe ana babanın söylediklerine dank edersin. Her akademik metin bir ayrık otunu, bir köpek salyasını, bir herhangiyi izah eder. Form kayarsa anlam da kayar. Debeleniyorsan doğru yapıyorsun demektir. Hakikat ortadadır; herkese aynı uzaklıkta ve kimsenin babasının malı değil.

Üç: Tek insan olarak farklı ve sana özel bir kişiliğin var, bul onu. Bütün açılımlar insan tek başına hayatla muhatap olduğunda, özgünlüğünü fark ettiğinde gerçekleşmeye başlar. Ne mi o? Bilemem. Sen bulacaksın; çünkü “sen”sin. Hem Anayasanın 17. maddesi: Beleş yok!

Dört: Az önce annemin çizgi film izleyen yeğene dediği gibi: “Sinek zıplıyor, ona bakıyorsun. Allah akıl vere!” İşte bu!

Beş: Bankalara ancak fatura ödemek için gireceksin. Başka hiçbibi işin olmayacak. Çok az, bak çok az köşe yazarı okuyacaksın. Zihnini mıncıklarlar, beynini folloş ederler, kirlenirsin. Hani bu alem adamı bozar yiğidim. Cep telefonunla konuşmaktan çok mesaj atacaksın. Baya az televizyon seyredeceksin. Diziye, filme bakarsan hiç konuşma benimle. Ben baktım, harbiden izle diyeceğim hiçbir Türk dizisi yok. Birkaç altyazılı yabancı dizi var, rastgelince bakarsın. He onlara da bakmazsan başım gözüm üstüne. Bu da benim zaafım işte. Peki neden bunları söylüyorum? Çünkü canım, her teknolojik aygıt potansiyel bir savaş malzemesidir. Alışırsan ileride onlarla tehdit edilirsin. “Bak alırız elinden filan imkanı” derler, tırsar sinersin. Bunun üzerine biraz düşün. Ben yazarken düşündüm.

Altı: İlkele dön. Doğayla yakınlaş. Bu yaştan sonra ağaca çık, bulabilirsen dut ye. Bulamazsan sağ ayağını sarkıt ve ritmik şekilde salla. Kafa dengin birini ikna et, haftasonu Haydarpaşa’dan tren yolculuğuna çık. Neresi olduğunun bir önemi yok. Gir Devlet Demiryolları’ndan, bak detaylara. Bambaşka hisler yaşatır. Şimdi kestiremezsin. Neyin ne vereceğini bilemezsin, bambaşka şeyler olur. Ara ara tersten bak. Ufak ayrıntılara ver kendini. Caddenin bir noktasında dur 10-15 dakika ve not defterine (yani not defterin olmalı, çakı ve aynan) gözlemlerini yaz. Nasıl bir cadde burası? Geçenler nasıl, ruh halleri ne acaba? Aa yoksa şu bizim Ahmet abi mi? Hep bir Ahmet abi vardır ya, ondan. Hep bir Adem abi vardır ya, ondan da diyebilirdim. Önemi yok.

Yedi: Pardon 7’yi yazmıştık.

Sekiz: Ya da bütün bunları boş ver. Prensipleri, kuralları, incelikleri falan unut. Cevapları kendin bul. Çünkü bugüne kadarkiler seni tatmin etmedi.
Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
141 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın