Devleti tabu olmaktan çıkaralım artık


Ekim 2009
....

Filhakika karşıyım devlet denen şeye. Tabii bir düzenin örgütlenip kurumsallaşarak devlete dönüşmesinin gitgide bir araç olmaktan çıkıp, sırf kendi bekası için işleyen bir amaç halini almasını ve bunun yaptığı tahribatı başka yazıda ele alırız Rabbim izin verirse. Burada realiteden hareketle devletin pratiğine dair şeyler söyleyeceğim. “İdeal devlet yapısı nedir?” gibi bir başlıkta atabilirdim; ne ki kafadan okutmayacağını düşünerek bir vulgarizasyon örneği sergiledim. Özel bir şirkette çalışıyorum ve yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim.


Çay ocağı köşelerinde paso eleştiren abiler vardır. Onlardan biri olmak istemiyorum. Harala gürele yara deşmek istemiyorum. Hayli genç sayılırım ve hayata dair harika planlarım mevcut. Sadece büzüğüm yediğince dürüst olmaya çalışıyorum. Bir yerdeyim ve buradan genelde hileler, yalan dolanlar görünüyor. Neticede her tekil, bütün insanlık kültür ve düşünce tarihinin bir vechesini yansıtır. Kötü ot yok, kötü çiftçi vardır. Kişi hayır ya da şerr; önce bir gerçekliğin ifadesidir. Sonra kendini ifade eder. Bu arada, inceden yalıyorum farkındayım. Bazen her şey olabiliyor. Baykuş mavi rengi görebilen tek kuşmuş.

Devlet tabusu… Eleştirirken tefritte, bel bağlarken müfritçeyiz bu konuda. İlkinler devleti, ikinciler kendilerini ötekileştirerek haksızlığa girifte oluyorlar. Her iki durumda da devlet soyut bir üst kimlik kazanıyor. Türkler devleti bir türlü devlet gibi algılamadı. Ona insanüstü form giydirmeye meyyal olduk. “Devlet-i âlimiz” diyenler de, “devlet sesimizi duysun” deyiverenler de kendilerinin dışında bir yapıyla muhataplığın ürkekliğini taşıyadurdular. Ya gevrek gıdılarıyla karşımızda dururken bir türlü mıncıklayıp münasebetsiz el hareketleri icra edemediğimiz bir tonton amca, ya yasak çitlerden atlarken öttürdüğü düdüğü ve savurduğu küfürleriyle anlayışsız bir bekçiydi devlet. Bir türlü içimizden, hayallerimize ortak olan biri olamadı. 23 Şubat 2005, Şarköy Kapalı Cezaevi.

Genelde halkın ağzından konuşulur devlet söz konusu olduğunda. Halk mağdur, devlet tirandır. Kendinden beklenileni yapmıyordur. Götürenlerin götürgeci olmuştur devlet. Millet daima haklıdır. Günahsız Sezercik gibi orada durmuş sevgi dileniyordur. Devletse filmin başında taş kalbi yumuşama nedir bilmeyen haşin babadır.

Oysa kendisine koca bir ötekilik biçilen devlet de mağdur edilmemiş midir? Son kertede kazanan ne halk ne devlettir. Millet bir başınaysa, devlet de sahipsizdir. Halkın hizmetinde devletin duyarsız olmasında, devlet işlerinde de halkın duyarsızlığının etkisi yok mudur? Bize kulak asmayarak zulmeden devlete biz de sesimizi duyurmayarak zulmetmiyor muyuz? Hani “haksızlık yapan kardeşinize yardım ediniz” demişti mealen Nebi Zîşan. Ashabın “ama nasıl olur bu?” tahayyürü üzerine “haksızlığına engel olarak ona yardım edin” buyurmuşlardı. Demek herhangi bir gücü birileriyle baş başa bırakmak onlara zulm anlamına geliyor. Hayra teşvik ve şerden men’in izahı ne yoksa?

Ne halk vardır, ne devlet. Bölümlüyoruz sanki var gerçeklikte ve huzurda görev taksimatı! Halk devletin özü, devlet halkın kabuğudur. Zıtlık ilk dilde/dillendirmede başlar. Yolu başta ruh kapatır. Siz devlete sahip çıkmazsanız devlet içi boş kabuğa döner. Devletin devlet adamlarına tevdi edileceğine kim karar veriyor? Birkaç kel aynak siyaset felsefecisi ya da salt Türkiye’nin siyasal mirası mı? Yemişim onları. Hepsi bir araçtır. Sırası gelince korum tekmeyi. Devleti özümseyin; ama dışarıda, meclis koltuklarında, ekranlarda, kulislerde falan değil, kendi içinizde. Bir gıda gibi alın onu. Besin verenleri bırakın içinizde. Gerisini dışkılayın gitsin.

Ne ki devlet? Eninde sonunda insanların teşkilatlanmış hali değil mi? Toplumsal mukavelelerle şekillendiğinden ya da insan bedenindeki organların farklı işlevleri gibi doğal oluştuğu görüşünden hangisini kabullenirsek kabullenmelim, sonuçta kitle refahı gayesini taşımıyor mu? Biz inanlar için Allah rızasına vesile ğarazını gütmüyor mu? Yönetimde ağırlığı olan hangi kesim? Bir kesimi diğerinden daha seçkin kılan ne? Uğrunda bir yerlerin yırtıldığı Demokraside temsil sorunu yok mu? Hangi halk? Halk bir psikopat lideri seçtiğinde de göz yumulacak mı? Elbette hayır! Peki buna göz yummayacaklar kimler? Kimler istisnayı belirliyor?

Yerleşik devlet algılarını hiçliyorum. Yönetim parsellemesi, ucunda maabadettabiasıyla varlığı kategorize etme hadsizliğine dayanır. Filozoflar mebde’ ve meâda açılım getirirken ne kadar batırmışsa, anayasalar vesair hukuk metinleri türü zamazingolar da genel idareyi tanzim noktasında saçmalamıştır.

Devleti bürokrasinin elinden kurtarın. Devleti politikacılardan kurtarın. Sen, mahalle muhtarının köyden ilkokul arkadaşı, köşeyi dönünce sağdaki kuruyemişçi, otobüste teri tüten deri ceketli adam, uçurtma sörfçüleri… Devlet sizlersiniz. Kendinizi dışlamayın. Devleti hiç kimsesizleştirmeyin.

Bildik anlamdaki devlet, yani resmi iktidar partisi ve üst bürokratik kuruluşlar ancak siz katılım gösterirseniz size dair ve sizinle olurlar. Yazarlar, aydınlar, kaseyi yayıp iktidarı eleştirmeyin. Sırf oturup yazmak, sırf oturup fikir üretmek diye bir meslek mi olurmuş, iyi misiniz siz? Elinizi taşın altına koyun. Devlete sırası geldikçe karşı çıkarak devletimize sahip çıkalım. Kardeşimiz, yan komşumuzdur o. Anlar bizi. Berabersek anlamak zorunda da zaten.

Nasıl olur devlete sahip çıkmak? Yolu yordamı yok bunun. İçtiğiniz su kadar kabullenin her şeyi. Yanlışlara kafa tutun, doğruları alkışlayın. Bütün yurdu kucaklayın. Korno sesleri, banka sıraları, satır araları… Her şeycikler sizin için. Bir kusurları varsa uyarın, üsteleyin. Sizin gibi bir şeydir sonuçta o bildiğiniz anlamdaki devlet. Söverseniz aynıyla karşılık verir size, güleçseniz o da şen şakraktır.

Devlet her yerdedir; çünkü her yerde sizler varsınız. Hepimiz devletin birer parçasıyız ve neredeysek oraya göz kulak oluruz. Polisi, amiri siz de sorguya çekebilirsiniz. Uygunsuz yere araç park eden gördünüz mü trafik memuruna gerek yok. Siz uyarıda bulunun. Şikayet dilekçeleri yazın. Resmi mercilere telefon açın.

Sizler ne kadar sınırlarınızı genişletirseniz devlet de o kadar genişletir. Bu ülkede yıllardır zulm var da niye var? Koyunuz da ondan! Daha otobüslerde içeriyi tıka basa dolduran şoföre “kaptan bey, lütfen daha almayalım. Sıkıştık” diyemiyoruz. Sıradan bir kamu görevlisiyle sinen, bastırılan kişiliğimiz dış ülkelerle, küresel güç odaklarıyla nasıl başa çıkacak?

Korkuyorsak aynaya bakmaktan korkuyoruzdur. Aynaya bakmaktan korkmayalım. Devletten korkuyorsak birbirimizden korkuyoruzdur. Birbirimizden korkmayalım. Bilirsek, yakınlaşırsak tırsacak bir şey olmadığını fark ederiz. Tırsmayalım anam babam.

Fikirde yakın yanlarımız var. Öyle ya özgürlük, hoşgörü ve anlayışı ülkü edinmiş çoğunluk. Demek idealler tutuyor neredeyse. Ya fizikler? Uzağız birbirimizden. Küçük dünyalarımızda tekilleriz. Oysa düşündüklerimizi açıkça söyleme dürüstlüğünü göstermeli; ama yaşam alanlarımızı ayırmamalıydık. Şimdi tam tersi. Benzer hayaller besliyor; ama onları gerçekleştirecek yakınlıktan kaçınıyoruz. Ondan mutsuzuz. Bunu belli etmekten bile çekiniyoruz; o kadar uzağız.

Biz birbirimizin ağız kokusunu çekmeye tahammülsüz olduğumuz için devlet-halk kopukluğu var. Tanımlar kabukla değil, özle olsun. Kabukta birleşelim yeter. Toplumsal saadet için bu kadarı kafi. Ruhsal temas abartı olur. Dünya zaten geçici ve ekşi. Sonuçta bir Rabbimizde huzur buluruz. Tebessüm için yüzlerimizin birbirine dönük olması yeter.

Cemaatler diye bölünmeyin. Bir cemaat diğerine sırf diğer olduğu için kafadan öcü diye bakmasın. Farklı dernekler altında toplanmayın. Bir şeyi haykıracaksak meydanda haykıralım. Birine kızacaksak direk karşısına dikilelim. İnsanlarla alakalı konularda ofislerin, odaların buzullarına atmayalım kendimizi. Yaftaları, yakıştırmaları olabildiğince atalım. Bir hakikat karşısında onu diyenin bize yakınlığını hesaplamayalım.

Şirketlerin arası ne kadar yakınlaşırsa, yeni evlilerin evleriyle anne babalarının evleri arasındaki mesafe ne kadar yakınlaşırsa, ormanlarla asfalt yolların arası ne kadar yakınlaşırsa devletle halkın arası da o kadar yakınlaşır.

Elinden tutun devletin. Fark etmemiştir belki o an karşıdan gelen aracın tehlikesini. Sertçe çekin kolundan. Ötekileştirmeyin. Sonu olmaz çünkü dışlamanın. Kendinizi dışlarsınız neticede. Bir ucunda sen, bir ucunda kardeşin vardır devletin. Nasıl “ben” kendini gerçekleştirmede “sen”, toplumu oluşturmada “başkası”ysa ve insan ancak ikisiyle bir bütün olabilirse, devlet ve halk da böyledir işte.

İçinizde halksınız, dışınızda devlet. Elinden tutun halkınızın, devletinizin; kendinizin.
  
216 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın