Bir denge dini olarak İslam


 

İslam zıtların dostça buluşması, karşıtların mükemmel uyumudur. İslam her şeyi birbiriyle dengede tutan ölçüdür. Hayatın ve ölümün, korkunun ve ümidin, gencin ve yaşlının, hanımın ve kocanın, evladın ve ana babanın, liderin ve halkın, fakirin ve zenginin kaynaşması ancak İslam’la mümkün olur. İslam her konuda akla gelebilecek bütün istismarların önünü almış, her çeşit zulmün yolunu kapamıştır.
 
İslam sadece bir kesimin yararına değil, herkesin yararına konuşur. Kanunları zamanlar ve konumlar üstü Rabbimiz tarafından belirlendiği için her dönemin şartlarında uygulanabilecek zengin içeriği ve her insanın hislerine etki edebilecek sonsuz derinliği vardır. İslam galaksilerden kalp hallerine, yeni doğan bebeğin saçları ağırlığınca sadaka verilmesinden ölüm anında yapılan telkine kadar tüm hal ve aşamaları çepeçevre saran ilahi ağdır; her zerreyi ayakta tutan dengedir. İslam gökler üstünden yeryüzüne vahiy ipiyle sarkıtılmış terazidir. İnsanların doğru hizaya gelmeleri ancak onun göstergesiyle mümkündür.
 
İslam bir taraftan fakire “kim insanlardan bir şey istemeyeceğini bana garanti ederse, ben de ona cenneti garanti ederim” (Ebu Davud, sahih) diyerek tok gözlü olmayı öğütlemiş, diğer taraftan zengine “onlar ki gece gündüz, gizliden açıktan mallarından yardımda bulunurlar” (Bakara, 274) buyurarak yardım için adeta fırsat kollamasını istemiştir. Fakirin kimseden bir şey istememesi, buna karşın zenginin vermek için fırsat kollaması olası istismarı, servetler arası uçurumu ve kalpler arası kini önleyen ne kusursuz bir dengedir!
 
İslam bir taraftan kadınlara “iffetlerini korusunlar. Süslerini kendiliğinden görünen kısımlar dışında açığa çıkarmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar” (Nûr, 31) diyerek kadından kaynaklı muhtemel fitnenin önünü almış, diğer taraftan erkeklere “bakışı bakışa ekleme (yabancı kadına tekrar tekrar bakma!) Kasıtsız olan birinci bakış doğaldır, ama ikinci bakış hakkın değildir” (Ebu Davud, Ahmed bin Hanbel) buyurarak bakmanın nelere davetiye çıkaracağının bilinmesini istemiştir. Kadın erkek arası, yani cinselliğin iki kaynağı arasında bu ne müthiş dengedir! Kadın erkeğin zaafına ufak da olsa hitapta bulunmayacak, buna karşılık erkek bakışlarıyla bile kadının iffetini kirletmeyecektir.
 
İslam alışverişte satıcı ve müşteriden her birine “Allah önceki ümmetlerden biri adamı malını satarken ve mal satın alırken müsamahalı olduğu için bağışlamıştır” (Sünen-i Tirmizi) diyerek birbirlerine yapabilecekleri haksızlıkların önünü keser. Yine bir taraftan alacaklıya “eğer borçlu darlık içindeyse, geniş zamana kadar mühlet verin. Sadaka olarak bağışlamanız ise sizin için daha hayırlıdır” (Bakara, 280) diyerek anlayışlı ve cömert olmasını istemiş, diğer taraftan borçluya “zenginin (ödeme gücü olanın) borcunu ertelemesi zulümdür” (Buhari, Müslim); “sizin en hayırlınız, ödemesi en güzel olandır” (Sünen-i Tirmizi) buyurarak borcuna karşı tavrını doğrudan Allah katındaki değeriyle ilişkilendirmiştir.
 
İslam bir taraftan her türden makam ve idare sahipler hakkında “idarecilere ve muhafızlara yazık! Kıyamet günü birçok grup ‘ülker yıldızına saçlarımızdan asılıp yerle gök arasında sarkıtılsaydık da bu sorumluluğu üzerimize almasaydık’ diye istekte bulunacaklar”ını haber verirken (İbni Hıbban, Hâkim), diğer taraftan yönetim altındakiler için “hoşuna gitsin gitmesin, Müslümana itaat etmek ve söz dinlemek düşer, ancak kendisine günah emredilirse itaat göstermez” (Buhari, Müslim) esasını getirerek meşru olan konularda idareciye itaatin, Allah Rasülü’ne itaat, ona isyanın Allah Rasülü’ne isyan demek olduğunu hatırlatmıştır. (Buhari, Müslim) Bu, yönetenle yönetilen arasında ne müthiş dengedir! Yöneten, bir makama getirilmeyi asla kendi teklif etmeyecek kadar sorumluluktan korkacak, buna karşılık yönetilen ona itaatin Allah Rasülü’ne itaat anlamına geldiğinin bilincinde olacaktır.
 
İslam bir taraftan “erkek olsun kadın olsun, her kim mümin olarak iyi işler yaparsa, işte onlar cennete girerler. Orada kendilerine hesapsız rızık verilir” diyerek insanların kurtuluşunu iyi şeyler yapmalarına bağlamış, (Ğafir, 40) diğer taraftan Peygamberimizin diliyle “bilin ki kimseyi ahirette yaptığı işler kurtarmaz” demiştir. Yanındakiler bunun üzerine “seni de mi kurtarmaz ey Allah’ın Rasülü?” diye sorduklarında Peygamberimiz şu cevabı verir: “Evet, beni de, ancak Allah bana merhamet edip lütufta bulunursa başka.” (Müslim) Bu sözle, insanların yaptığı iyi şeylere tamamen bel bağlamamalarını tembihlemiştir. Bu durum, kuldaki korku ve ümit halini dengelemek içindir. Ne sadece azaptan korkup cennet için gayretten vazgeçmeli, ne de sadece cenneti ümit edip azaptan sakınmak için gayret etmekten geri durmalıdır. İslam bu noktada bir taraftan “aranızda cehenneme uğramayacak kimse kalmayacaktır. Bu Rabbinin kesinleşmiş hükmüdür” (Meryem, 71) derken, diğer taraftan “Allah yalnız kendi rızası için lâilâheillallah diyen kimseye cehennemi haram kılar” (Buhari) buyurarak ömür boyu sürecek hassas dengeyi koymuştur.
 
Görüldüğü üzere, İslam’ın bütün esasları konumlar ve karşıtlar arasındaki hassas dengeyi sağlar. İslam’ı insandan evrene kâinatı ayakta tutan mükemmel ahlak direği olarak algılayalım. Yapılması hoş olan şeylerden (mendup, müstehap) mutlaka yapılması gereken şeylere (farz, vacip) kadar hepsi ayrılmaz bir bütün olarak bu direğe güç verirler. İçlerinden biri alınsa veya yerinden oynatılsa direğe dayanan kâinat tehdit altında demektir. Bu nedenle İslam’a kasteden tüm evreni tehdit eder. İslam’a yönelen kendiyle birlikte evreni sağlama almış demektir.
 
Rabbim, bize din olarak İslam’ı, peygamber olarak Hazreti Muhammed’i seçtiğin için sana şükürler olsun, şükürler olsun, şükürler olsun!