Her işin başı ihlas ve samimiyet

 
Müminlerin emiri Ömer bin Hattap radıyâllahu anh şöyle der: Bir gün Allah Rasülü aleyhisselamın şunları söylediğini işittim: “Ameller ancak niyetlere göre değer kazanır. Kim neye niyetlenmişse onun karşılığını görecektir. Hicreti Allah ve Rasülü için olan bir insan, gerçekte Allah ve Rasülüne hicret etmiş demektir. Kimin de hicreti erişmek istediği bir dünyalık veya evlenmeyi arzuladığı bir kadınsa gerçekte onlara hicret etmiş sayılır.” (Buhari ve Müslim)
 
Bu değerli hadis, hususi olarak küfür topluluğundan İslam topraklarına göç etmeyi ifade eden hicret konusunda ve Ümmü Kays isimli kadınla evlenmek isteyen bir köylü hakkında varit olmuşsa da, genel olarak insan eliyle gerçekleşmiş her şeyin kıymet ölçüsünü ortaya koyar. Allah Teâlâ’nın rızası amaçlanmayan işler ne kadar büyük ve önemli görünürse görünsün, gerçekte Allah katında hiçbir şey ifade etmezler.
 
Hadis imamlarının önderi İmam Buhari kitabına bu hadisle başlamış, sonraki kitaplar için bu güzel bir adet olagelmiştir. Mezhep imamlarımızdan İmam Şafii’den “bu hadis ilmin üçte birini kapsar, fıkhın yetmiş konusunda işlenir” sözü nakledilir. Ebu Davud rahmetüllâhi aleyh Rasülüllah Efendimiz’den beş yüz bin hadis yazdığını, bunlar içerisinden dört tanesinin din konusunda insana yeteceğini söyler ve ilk sırada bu hadise yer verir. Bu doğrultuda derginin ilk yazısı olarak bu hadisi takdim etmeyi münasip gördük. Allahım, bizi selef büyüklerimizin yolundan ayırma.
 
Niyet Müslüman kardeşlerim, Rabbimiz Azze ve Celle’nin rızasını kazanmanın tek yoludur. Mala mülke ihtiyacı olan yaratılmışları samimiyetsiz iyiliklerle ayartabiliriz. Yüklü bir miktar para verdiğimiz bir insan gerçekte sadece ona olan sevgimizden bu işi yapıp yapmadığımıza bakmadan memnun olur. Yardımların büyüklüğü ve yardım alanların ihtiyacı samimiyetin derecesini önemsiz kılar yaratılmışlar dünyasında. Ama Rabbimizin hiçbir şeye ihtiyacı yok ki, iyiliğin büyüklüğüyle onu hâşâ tavlamış olalım. Ne buyuruyordu Rasülü’nün dilinden bize, “kullarım, şayet ilk yaratılmıştan sonuncuya, insandan cinne hepiniz bir araya toplanıp benden bir şey isteseniz ve hepinize istediğini versem, bu benim mülkümden bir şey eksiltmez, iğnenin denizden eksilttiğinden başka…” (Müslim) Ne büyüksün Rabbimiz, azametine ve kudretine yaraşır şekilde hamd sanadır!
 
Yaptığımız işin büyüklüğü kâr etmeyince elimizde yalnızca taşıdığımız niyetin saflığı kalıyor. Niyetimiz, irademiz ve beklentimiz sadece Allah Teâlâ’nın rızası olsun kardeşlerim. Okuyalım şu ilahi beyanı; “geçici dünya malını istiyorsunuz, hâlbuki Allah (sizin için) ahireti istiyor.” (Enfal, 67) Bir başka hatırlatma; “kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazancını artırırız. Kim de dünya kârını istiyorsa ona da dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz.” (Şûra, 20) Bir başka ikaz; “her kim bu çarçabuk geçen dünyayı isterse; bunlar arasından dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada hemen verir, sonra da onu kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği cehenneme sokarız. Kim de ahireti ister ve bir mümin olarak ona yaraşır bir çaba ile çalışırsa, işte bunların çalışmaları makbuldür.” (İsra 18-19)
 
Bir başka ikaz; “dünya hayatını ve güzelliklerini isteyenlere, orada işlediklerinin karşılığını tümüyle veririz; onlar orada bir eksikliğe uğratılmazlar. İşte ahirette onlara ateşten başka bir şey yoktur. İşledikleri şeyler orada boşa gitmiştir. Zaten yapmakta oldukları da batıldır.” (Hud, 15-16) Bu emir hepimize kardeşlerim; “sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O’na yalvaranlarla beraber sen de sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek gözlerini o kimselerden ayırma. Bizi anmasını kendisine unutturduğumuz ve işinde aşırı giderek hevesine uyan kimseye uyma.” (Kehf, 28) Yüce Yaratıcımız bizden farklı muameleye tabi tutar; “insanların malları içinde artsın diye verdiğiniz her hangi bir faiz, Allah katında artmaz; fakat Allah’ın rızasını dileyerek verdiğiniz herhangi bir sadaka (zekat) böyle değildir. İşte onlar sevaplarını kat kat artıranlardır.” (Rum, 39) “Ancak sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı ve insanların arasını düzeltmeyi gözeten kimseler müstesna, onların gizli toplantılarının çoğunda hayır yoktur. Bunları Allah’ın rızasını kazanmak için yapana büyük ecir vereceğiz.” (Nisa, 114)

Kuran-ı Kerim’in açıklayıcısı konumundaki hadisi şeriflerde Hazreti Peygamberimiz müminin her halükarda Allah rızasını amaçlaması gerektiğini çarpıcı ifadelerle açıklar: “Ümmetimden şehitlerin çoğu döşeklerinde can verenlerdir. İki cephe arasında nice öldürülen insan vardır ki, niyetini en iyi Allah bilir” (İmam Ahmed, İbni Mesut radıyallâhü anh’tan) nebevi beyanı durumun hassasiyetini anlamaya yeter. Allah’ın hangi ameli kabul edeceği sorusunun cevabını Nesai’nin Ebu Ümame yoluyla Hazreti Peygamberden aktardığı bir hadisten öğreniyoruz: “Allah ancak sırf kendi rızası için yapılan amelleri kabul eder.”
 
İnsanlar yaptıklarıyla yaşayıp ölseler de niyetlerine göre ahirette diriltileceklerdir. İbni Mace, Cabir bin Abdullah’tan Hazreti Peygamberimizin şu hadisini rivayet eder: “İnsanlar niyetlerine göre kıyamet günü haşrolunacaklardır.” Benzer bir hadisi İbni Ebi’d-Dünya, Hazreti Ömer yoluyla aktarır bize: “Öldürülenler ahirette niyetlerine göre diriltileceklerdir.” Dünyadaki hesapların ters yüz edileceği ve nice düş kırıklıklarının yaşanacağı o günde bizi koru Allahım!
 
Niyet ve himmetimiz dünya olursa bu hayatta zaten Allah Teâlâ’nın takdir ettiğinden başkasını, öteki hayatta ise hiçbir şeyi alamayız kardeşlerim, Allah korusun. İmam Ahmed ve İbni Mace’nin Zeyd bin Sabit’ten rivayet ettikleri hadis şöyle: “Kimin arzusu dünya olursa Allah onun hissesini dağıtır, fakirliği peşine takar ve kendisine ancak takdir ettiği kadar dünyalık verir. Kimin de arzu ve gayesi ahiret olursa kendisine Allah tarafından birlik-bütünlük ve kalbine zenginlik verilir. Bu durumda o istemeden dünya peşinden gelir.”
 
Ne garip denge koymuş Rabbimiz fani dünyaya! Biz koştukça kaçıyor, biz kaçtıkça kovalıyor. Demek ki, maddeyi önüne alan değil, arkasına yollayan kazanıyor. Sen metelik beklemeyeceksin; ancak o zaman hazineler önüne serilecek. Hiçbir ödül için değil, sadece Allah Teâlâ’mızın rızası için olursa ufak görünen şeyler bile büyüğe dönüşür. Buhari ve Müslim Sad bin Ebi Vakkas radıyallahü anh’tan aktarıyorlar hadisi: “Allah rızası için harcadığın her şeyin ecrini alırsın. Hatta hanımının ağzına koyduğun lokmadan bile…”
 
Allahü akber, Allahü ekber! Hiçbir banka, hiçbir kurum, hiçbir insan cömertliği, hiçbir şey bu kadarını hesap edip bahşedemez.
 
Niyeti öğrenin” diyor Yahya bin Ebi Kesir; “çünkü o amelden daha önemlidir.” Sehl bin Abdullah Tüsterî, “nefse ihlastan daha zor gelen şey yoktur. Çünkü onda kendisine hiç pay bulunmaz” sözüyle samimi niyetin amelden daha zor olduğunu vurgular. Aynı zorluğu Yusuf er-Razi şöyle dile getirir: “Dünyanın en değerli şeyidir ihlas. Riya ve gösterişi kalbimden atmak için ne kadar çalışsam da farklı bir şekilde yeniden üredi.”
 
Mutarrif bin Abdullah kalp ıslahı için önemli bir reçete sunuyor: “Kalbin düzelmesi amelin düzelmesiyle, amelin düzelmesi niyetin düzelmesiyle mümkün olur.” Fudeyl bin Iyaz’ın dediği gibi, Allah Azze ve Celle bizden niyet ve irademizi istiyor. Gerisi onun takdirine kalmıştır. İşe başlarken taşıdığımız samimi niyet işin sonunda -görünürde başarısız olsak da- her halükarda bizi başarılı kılacaktır. Bu, olumsuz sonuçlarda mümini hayal kırıklığından ve boyunu aşan ya da imkânın elvermediği koşullarda kendini boşa hırpalamaktan koruyacaktır. Allahım, mümin her durumda kârda.
 
Son olarak, Mutarrif bin Abdullah’ın duası duamız olsun: “Allahım, tövbe edip de ardından tekrar işlediğim hatalardan sebep beni affeyle. Senin için kendime yüklediğim ve yerine getiremediğim sorumluklardan sebep beni affeyle. Sade senin rızan için yaptığımı zannettiğim; oysa sana malum olduğu üzere kalbimin karışıklığa düştüğü şeylerden sebep beni affeyle.”
 

İstifade edilen kaynak: Camiu'l-ulûmü vel hıkem, İbni Recep el-Hanbeli.